Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

FERHAT TATLISES

Yazılar

AŞK KAPIYI ÇALINCA

Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.
Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde... Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği...

O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti.

       Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım.

       Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek. 

BELKİ GELMEM GELEMEM

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

UNUTULMAYANLAR

Biliyorum, unutamayacaksın!
Ağır ağır geçecek mevsimler,
Bir bir ağaracak saçının telleri
Solacak albümde eski resimler.

Beni hatırladıkça için ürperecek,
Boşanan gözyaşlarını tutamıyacaksın.
Boşuna zorlama kendini, sevdiğim;
Biliyorum, unutamayacaksın.

Ve biliyorsun, ben de unutamayacağım,
Eskimeyecek içimde sana ait ne varsa
Şöhretmiş, servetmiş herşey geçiyor, inan
Dostluklar ve sevgiler kalıyor, kalırsa.

Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.

Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
Ve bundan sonra kim severse dünyada;
Seni ve beni hatırlayacaklar

GÖZLERDE SEVİŞMEK

Seninle yaşanacak bir aşkın öyküsünü
Bir giz gibi derinden dün yaşattı gözlerin
Sunduğu sevinçlerle o eşsiz bahar günü
Yemyeşil bir adaktı, bir murattı gözlerin.
Acılar uzaklarda, mutluluklarsa yakın
Bir kaç saat içinde kaç yıldı yaşattığın
Gözlerime sevgiyle bakarken, bana aşkın
Ölümsüz olduğunu hatırlattı gözlerin.
İçimde tek sen vardın, düşüncemde yalnız sen
Birbirimizden uzak yaşadığımız o
en güzel yıllarımızı elemle düşünürken
Hem ağladı sessizce, hem ağlattı gözlerin.

AŞK ÇİZGİSİ

Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
O çizgiden başka bütün çizgiler
Aşkı tüketmede

Kimi dik çizgilerin kimi paralel
Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi
Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri
Ölüm çizgisi

Bense hep seni çiziyorum kağıtlara, duvarlara
Yeşillerle, morlarla, mavilerle
Resmini yapıp adını yazıyorum
Renk renk çizgilerle

Tut ki iki noktayız birbirinden uzak
Bir çizgiyle aramızı birleştiriyorum
Sonra bir ev yaparak çizgilerden
İçine seni yerleştiriyorum

Başlıyoruz geometrik yaşamlara
Nokta nokta, şekil şekil
Ve bir tek çizgi oluyoruz seninle, mutlu
Öbür çizgiler umurumuzda değil

Her düşünce aşka teğet geçiyor
Tanığı çizgiler var olduğumuzun
Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

BEYAZ GÜVERCİN

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hâreli gözlerinden öpmek istedim

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Ve uçmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

Soğuk sularından içtim, serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

Belki buydu sevmek hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu

Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan

Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın mânâsını

Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış

SEVİYORUM SENİİ

Susamış dudaklarım bir damla hasretine, bekler yolunu gözlerim uykusuz gecelerimde. Gecemi aydınlatırsın bir sözünle, hayatı yaşanır hale getirirsin elimi tutuşunla. Yanımda olmasanda seni yaşarım sensiz hayatımda, sessizlik senin hayalinle kaybolur bir anda. Mutluluk sarar etrafımı senin bir gülümseyişinle. Dünyamda çiçekler açar asla solmayan, senin bir nefes alışında. Var olduğunu bilmek hala yaşadığını görmek, benden uzakta olsanda ellerimi tutmasanda bana güzel sözler söylemesende nefesini içime çekemesemde asla yüzünü görmesem de ve beni sevmediğini bilsemde seviyorum seni. Aşkı yaşamak gerekmiş ifade etmek için her ne kadar her kelime bir o kadar anlamsız kalsa bile yanında.
Seni Seviyorum kelimelerini senden duymak ne güzeldir oysa. Ellerini sımsıkı tutmak. Gökyüzüne seninle bakmak, yıldızları seninle seyretmek. An olur en güzel sözlerin ardından bir öpücükle senin sıcaklığını tüm ruhumda hissetmek. Seni Seviyorum! Öylesine değil her şeyimle seviyorum seni, her an özlüyorum ve her an düşünüyorum.

Uzaktasın, sana birkaç adım ötedeyken
Suskunsun, sessizliğin anlatır bana halini
Çaresizim, senin yanında olamadığım için
Hüzünlüyüm bazen de,
Seni sensiz yaşadığım için
Sözcükler gerçekten anlamsız kalıyor aşkın yanında,
Seviyorum Seni,
Her ne kadar bir ben yaşasamda.

SESSİZ BİR AŞK

Sonbahar mevsimi gelmişti. Sarımtırak yapraklar yolları kaplarken güneş bulutların arasından kendini gösterir gibi oluyordu arasıra. Herkes güzel bir sonbahar akşamı geçirmek için evlerine çekilmişti adeta. Akşam üzerine doğru kızıla boyalı mehtabla ağaçlardan düşen yaprakların arasından iki sevgili kolkola yürüyorlardı. İkiside mehtabın güzelliğine dalmış görünüyordu. Bir gölün kıyısındaki banka oturdular yavaşça. Göldeki ördeklere baktılar. Elleri birleşikti o anda da. Saatler geçmişti farkında olmadan. Sonra sessizlik bürünmüştü bu aralarındaki sessizliğin dışında gecenin yaklaştığı izlenimini veren bir izdi. Kız, çocuğun omzuna yaslandı çocuk kızı koluyla sarmaladı gökyüzüne baktılar bu defa da. İkisi de geç olduğunun farkına vardıklarında evlerinin yoluna koyuldular usulca. Elleri sımsıkı sarılmıştı sanki zorla bir kuvvet gelip ayırmaya çalışsa imkansız olacak gibi sıkıydı elleri. Kızın evine vardıklarına kız sevgilisinin yanağına bir öpücük kondurdu ve çocuğun göğsüne parmaklarıyla bir kalp çizdi ve sonra sıkıca sarıldı sevdiğine. Çocuk kızın yanağını okşadı ve sonra o da yanağından öptü ve sonra evinin yoluna devam etti. Yolda bir park gördü ve bir salıncağa oturarak yavaşça sallanmaya başladı ve bir müddet sonra durdu. Gözleri buğulanmıştı ve bir iki damla gözyaşı süzülüverdi sonra da. Kafasını gökyüzüne çevirdi. Bir şeyler mırıldanır gibi söylenmeye başladı kendince. "Aşkın en güzelini buldum sana şükürler olsun Allah'ım." sonra duraksadı gözleri gene doldu ve sözlerine devam etti. " Yalnız sevdiğinin sesini duyamamak ne acı verici bir şey olduğunu da bu aşkın içinde yaşadım. " dedi ve sustu bir an. Gözyaşlarını sildi ve bir kaç söz daha fısıldadı rüzgara. "Sessizliğe mahkum bir aşkı seninle yaşamak varmış kaderimde. Seni Seviyorum gül yüzlüm." Gecenin karanlığında ayağa kalkarak evinin yolunu tuttu.

Kaderim mi bu sessizlik
Yüzünü gördüğümde üzülüyorum her defasında
Ellerimi tuttuğunda yüzüme gülümsediğinde
İçimi ısıttığın zamanlarda
Bilemezsin aşkınla büyüyorum
Zamanla sensiz olamıyorum
Karanlığa karışınca sessizlik
Yüküm ağır sevdiğim taşıyamıyorum bazen
Sen olmasan yok olurdum dünyada
Her şeyi yenmek kolay sen yanımdayken
Yalnız...
Her şeyden çok
Sesini duymaya ihtiyacım var.

İKİ KUM TANESİNİN AŞKI

Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok
sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında,
canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler. Derken bir rüzgar çıkmış kum
tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok
uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç
azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri
sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde
sevmeyi öğrenmişler.
Bir gün biri diğerine "sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir
dilek dileyelim" demiş. İkisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve
tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek
sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar.
Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş
olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar
yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere
savruluyorlarmış.
Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar.
İkisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş.
Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler
geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka
alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine
o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde
derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine
birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere
savrulduklarını anlamışlar. Bir an ölmek istemişler ama sonra
birbirlerini hiç görmeden, mesafelere, engellere rağmen sevmeği
öğrenmişler. "Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize"
demişler. İkisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca
hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet
etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama
sevgileri hiç geçmemiş.
Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de
birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için
yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama
fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya
bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük
bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.
Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında
durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği
anımsamışlar.
Dilek şöyleymiş "Allah'ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği
öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin."
Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini
sandıkları yılları aslında bir bir yanı başlarında geçirmişler.
Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler
çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta...her
şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. Sevmeği bildikten sonra mesafeler, acılar, yıllar, aylar...asla sevdayı söndüremez...

KİM BİLİR

Kim bilir?
Belki de son görüşmemizdi bu seninle.
Birlikte son ağlayışımız,
Son dokunuşlarımız birbirimize.

Kim bilir?
Belki de son kez yaslandın omuzuma
Son kez buramda yaşlanabilmeyi hayal ettin.
Ve sondu belki
Gözyaşlarının burayı ıslatabildiği...

Kim bilir?
Belki artık hayallerinde de yer bulamayabilirim.
Belki de benim yerime bir başkası okşar siyah saçlarını.
Belki saçlarına şiir yazabilecek bir başkasının kollarında uyanırsın yeni güne.

Kim bilir?
Belki de senin için öldüğümü bilmeyebilirsin...